26/8/2008 ·
Anahtar Kelimeler:
Nevruz, Ergenekon Bayramı, Kastamonu
Dr. Mehmet Serhat YILMAZ
Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Fakültesi
Bu çalışmada, Osmanlı dönemi Kastamonu basınında Nevruz konusu araştırılmış ve Kastamonu’da yapılan Nevruz kutlamalarının ortaya konması amaçlanmıştır. Öncelikle Osmanlı Devleti döneminde, Kastamonu’da 1914 ve 1915 yıllarında Nevruzun kutlandığı Kastamonu Vilayetinin ilk özel gazetesi olan Köroğlu’ndan anlaşılmaktadır. Bu yıllarda Nevruz, Ergenekon Bayramı olarak kutlanmıştır. Bugün de Kastamonu’da Nevruz geleneğine ait izleri bulabilmek mümkündür. Kastamonu’da Nevruz, “Navruz” ve “Mart Dokuzu” olarak bilinmektedir.
Abstract
In this research, Nauruz in the press of Kastamonu of Ottoman period has been studied, and it’s aim has been to present evidence of celebration concerning Nauruz in the Kastamonu. According to The Köroğlu newspaper, the first private newspaper of the province of Kastamonu, it is known that Nauruz was celebrated in the province in the years 1914 and 1915, during the last period of The Ottoman Empire. In these years, Nauruz Bairam was celebrated as Ergenekon Bairam. Today, it is possible that tracks of Nauruz culture also can be found in Kastamonu. Nauruz in Kastamonu is known as “Navruz” and “Mart Dokuzu”.
Giriş
Milletleri meydana getiren temel unsurlardan birisi de kültür dediğimiz maddî ve manevî değerlerdir. Bu değerler toplumun sosyal dokusunu oluştururlar. Kültür unsurları içerisinde bayramların da önemli bir yeri bulunmaktadır. Bayramlar her millette görülen ve toplumun bütün fertleri tarafından benimsenen, bütün halkın katıldığı ortak değerlerdendir. Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hâtıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiattan doğduğu bilinmektedir. İslâmiyeti kabul etmiş olan Türk toplulukları, İslâmiyet ile çatışmayan bir takım âdetleri devam ettirmişlerdir. Bu ananeler günümüz Türk Dünyasına bir kültür mirası olarak intikal etmiştir. Bunlar içerisinde Nevruz/Ergenekon Bayramının özel bir önemi vardır(1). Sultan Nevrûz, Nevrûz-i Sultanî, Navrız, Mart Dokuzu, Manisa Mesir Günü gibi adlar altında anılan ve kutlanan 21 Mart günü, bütün Türk Dünyasının müşterek bir günü olması sebebiyle ayrı bir önem taşımaktadır. Nevrûz Türk Dünyasında “İstiklâlin kazanıldığı” kurtuluş günü olarak da bir geleneğe dönüştürülmüş, bu özelliği ile “Ergenekon/Nevrûz Bayramı” bir kurtuluş bayramı olarak da telakki edilmiştir. Aynı zamanda bu gün, kış mevsiminin bitişi kabul edilen ve gündönümü (gece ile gündüzün sürelerinin eşitliği –ekinoks-) olarak bilinen 21 Mart tarihine tekabül etmekte, bu günden sora gündüz süreleri de 21 Hazirana kadar uzamaktadır. Orta kuşak iklim bölgelerinde bulunan ülkelerde mevsimlerin İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış olarak şekillenmesinde de bu tarih bahar mevsiminin başlangıç günüdür. Türklerin bu günü “Yeni Gün” bir bayram olarak kutlamaları bu açıdan önem taşımaktadır. A. Gölpınarlı Nevrûzu bu anlamıyla “Tabiat Bayramı” şeklinde ifade etmektedir. Fakat yeni günün gelişini Türklerin farklı olarak bir kurtuluş bayramı şeklinde kutladıkları da bilinmektedir. Türkler Nevrûzu, Nevrûz-i Sultanî (Sultan Nevrûz) veya Orta Asya Türk devlet ve topluluklarında görüldüğü üzere Sultan Nevrûz olarak kutlamaktadırlar. Türklerde görülen rivayetlerin en önemlisi, bu günün bir kurtuluş günü olarak kabul edilmesidir. Bu bakımdan bu gün “Ergenekon” veya “Bozkurt” bayramı olarak kabul edilmektedir.
Anadolu’da yapılan Nevrûz kutlamaları çerçevesinde Kastamonu’da 1914 ve 1915 yıllarında yapılan nevruz kutlamaları millî bayram özelliği ile dikkati çekmektedir. Kastamonu basın tarihi ile ilgili yapmış olduğumuz araştırmalar içerisinde bu yıllara ait bilgi ve metinleri tespit ettiğimiz Köroğlu gazetesinde, kutlamalara “Millî Bir Bayram”, “Yarın Ergenekon Günümüz” ve “Ergenekon Bayramı” şeklindeki manşetlerle geniş yer verildiği görülmektedir. Söz konusu gazetede yer alan haberler, bu tarihlerde Kastamonu’da Nevrûz’un mahiyeti ve kutlamaların resmi erkanın da katılımıyla yapılması bakımından önem taşımaktadır.
Osmanlı Devleti’nde saray geleneği olarak büyük öneme sahip olan Nevrûz bayramı geniş halk kitleleri tarafından da benimsenmiş ve kutlanmıştır. Osmanlı Devleti döneminde halkın yaptığı kutlamalar Cumhuriyet Türkiye’sinde de devam etmiştir. 1908 yılında II. Meşrutiyetin ilanı sonrasında Nevrûz geleneğinin, millî bir özellik kazandığı görülmektedir. Meşrutiyet sonrası gelişen fikir akımlarından Türkçülük düşüncesi, toplumda millî şuuru kuvvetlendirmek amacıyla bir takım sembolleri ön plana çıkarmaya çalışmış ve bu arada nevrûz kutlamaları menşeini aldığı “Ergenekon” destanından hareketle “Ergenekon” günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. Hatta, 1914-1915 yıllarında dönemin iktidar partisi olan İttihat ve Terakki, bu bayramı bütün ülkede devlet erkanının da katıldığı bir resmi tören haline getirmiştir(2). Bu yıllarda Kastamonu’da nevruz bayramı resmi düzeyde kutlanmıştır. Bu dönemde Kastamonu dışında da resmi kutlamalara örnekler verilebilir. Örneğin 1918 yılında Konya’da Alaaddin Tepesinde yapılan nevruz törenlerini Türk Ocağı organize etmiş ve Kastamonu’daki gibi millî bir bayram olarak kutlanmış, bu kutlamalarda “Ergenekon bestesi” okunmuş ve günün önemine ait konuşmalar yapılmıştır(3).
Bilindiği gibi Balkan Savaşları sonrasında Türkçülük fikrinin İttihat ve Terakki Partisi’nin resmi ideolojisine dönüşmesi dikkate alındığında(4), Kastamonu’da Birinci Dünya Savaşı yıllarında ülkenin içerisinde bulunduğu şartlar içerisinde kutlanan “Ergenekon Bayramı’nı” Kastamonu İttihat ve Terakki şubesinin desteklemesi ve Türk Gücü Derneği’nin organize etmesi ayrı bir anlam kazanır ve iktidarda bulunan İttihat ve Terakki tarafından bu bayramın devlet töreni ve resmi bir kutlama haline getirildiğini söylemek mümkündür. Konu ile ilgili olarak Kastamonu’daki kutlamalar yalnız 1914 ve 1915 yıllarında mahalli basında yer almaktadır.
. Geçen 27 Mart sene 1330 tarihine müsadif Perşembe günü Kastamonu Türk Gücü millî bir bayram yapmıştır. Mazînin ananatıyla takviye-i rabıta etmek için çalışan milletler, eslâfının tutmuş olduğu şahrah hakikate sarılarak sağlam bir istikbâl hazırlamak isterler. Bizzat Saltanat-ı Osmaniye’de Türkler; ta eski cengâver ve kadirşinas ecdâdını istihlâf ederek nasıl ki İslâmiyetin hâdimi ve Osmanlılığın müessis ve hâmisi olmuş iseler bu günkü Türkler de o necabet-i fıtrîye saîkâsıyla senelerden beri bünyesine sâri olan zaafiyeti teşhis ederek eslâfına hayr’ül-halef olmak azmine koyulmuşlardır. Binâenaleyh Türk Milletinin teâlisi, şeref-i İslâmiyet ve Saltanat-ı Osmaniye’ye bir tarîk-i tekâmül temin edeceğinden Türk gençlerinin bu gibi millî bayramları ihya etmelerini pek ziyade takdire şayan buluyoruz, bu vesile ile de 27 Mart sene 330’daki tezâhurâtı aşağıda beyan edeceğiz”(5) şeklindeki giriş yazısını müteakiben 27 Mart 1330 tarihinde Türk Gücü Derneği’nin müracaatı üzerine aşağıdaki bildiri yayınlanmıştır(6).
“27 Mart sene 330’da Türk Gücü’nün müracaatı üzerine sureti bervechi zîrde ilave, gazetemiz tarafından neşrolunmuştur:
27 Mart sene 330,
Bugün en eski öz Türklerin bayramıdır. Yurtlarından ayrı düşen bir avuç Türk, dört yüz yıl dünyanın en hücra sahalarında çoğalarak, kendi yurtlarına Altaylar’a kavuşmak ateşiyle yanan yüreklerini 27 Mart’a tesadüf eden bu günde kandırmaya muvaffak olmuşlar ve bu günden itibaren cihana hayret verecek derecelerde aktâr-ı aleme dağılmaya seyf-i celâdetlerini bu günden sonra tanıtmaya başlamışlardır. İşte eski dedelerimizin, eski ve koyu Türk tarihinin bize bildirdiği ve (Ergenekon)’dan kurtuluş günü adını verdiği bu günü büyütmek ve yaşatmak için; Türk Gücü kardeşlerini bu gün saat sekiz buçukta Yeni Çarşı’da Güç dairesi önündeki meydanlığa çağırıyor. Güç, bu özel günü tebcil münasebetiyle tertib ettiği nutkunu, poligon (nişan ve idman) talimleri için tedarik etmiş olduğu mahalde dinleyicilerine verdikten sonra millî neşîdelerle bir de muntazam yürüyüş hareketi yapacaktır. Şu halde sevgili kardeşlerin bu günü yükseltmek ve yaşatmak için saat sekiz buçukta Güc’e koşa koşa gitmelerini (Köroğlu) muhterem ahaliye ve yurtçu gençlere can-ı gönülden izhar eyler. Köroğlu” şeklindeki bildiri ile halka duyurulmuştur.
Köroğlu gazetesinde, Kastamonu halkının, Sultanî Mektebi, Rüştiye Mektebi ve Darülmuallimîn öğrencilerinin de katılımı ile gerçekleştirilen törenler hakkında şu bilgiler verilmektedir:
“27 Mart sene 330 Perşembe,
İş bu ilân üzerine halk, saat sekiz buçukta Güç dairesi önünde tecemmüe başlamış ve bir kısım zevat da daireye teşrif etmişti. Kezalik Fırka Kumandanımız Ali Bey tarafından gönderilen bir müfreze feyfere ve trampetçi efrad Güç’de hazır bulunmuş idiler. Saat sekiz buçukta bu merasime iştirak eden Mekteb-i Sultanî, Dârülmuallimîn ve Mekteb-i Rüştiye talebesi önde hareket eden feyfereci takımını takip ederek Güç’ün idman meydanına doğru gidiyorlardı. Fakat bu muntazam kafile trampet ve fülüt terennümleri ile Yeni Çarşı’dan ve halk arasından geçip giderken hissiyat üzerinde tatlı ve gâsî edici bir neşe uyandırıyordu. İdman mahalline varıldıkta zabıtân ve memurîn ve meşâyîh ve hacegân ve sair efrad ahali ve talebe efendilerden binlerce halk muntazaman ahz-ı mevki etmişler, intizar ediyorlardı. Bu sırada Mekteb-i Sultanî sekizinci sınıf talebesinden Kastamonu şâiri –Safranbolulu Tahir Karauğuz Efendi- kendi tarafından mahsul-ü fikri olup bervechi zîr yazdığımız şiir –hitabet için hazırlanan yüksek mevkie çıkarak- huzura karşı okundu.”
Şair, Tahir Karauğuz’un(7) yazıp Nevruz günü okumuş olduğu şiiri, Nevruzun Ergenekon Bayramı olarak kutlanması bakımından ve ayrıca Ergenekon Destanını ifade etmesi açısından aşağıda verilmiştir. 1914 yılı kutlamalarında Tahir Karauğuz’un “Yeni Gün” adlı şiiri Ergenekon menkıbesini anlatmakta olup, Karauğuz İstanbul’da aynı gün Türk Gücü ve İdman Yurdu üyelerinin düzenlediği kutlamalar için önceden Ömer Seyfettin’in (5 Mart 1330) 18 Mart 1914 tarihli Tanin gazetesinde yayınladığı “Türkler’in Millî Bayramı-Yeni Gün-9 Mart” adlı makalesinden etkilenmiş olmalıdır.
Yeni Gün
Kutlayın Türk erleri bu günü!
Bu gün, Türkün en ulu bir düğünü.
Dünyaları alt üst eden, titreten
Türkler bütün sağdan soldan yüklenen
Düşmanlarla çok çarpıştı, savaştı.
Senelerce ercesine uğraştı.
Dağlar, taşlar kızıl kana boyandı;
Çoluk, çocuk, kadın, yiğit doğrandı.
Yalnız “Nohuz, Kayan” iki kız ile,
Kurtuldular, hemen verip el ele
Bir sarp dağa tırmandılar gizlice
Yürüdüler gece gündüz ... bir ince
İz göründü, önlerine bir ala-
Geyik çıktı, doğruldular bu yola.
Yol uzadı uzadıkça en sonra
Rast geldiler birden dikçe bir yara;
Aşıp yarı, baktılar ki, pek geniş
Bir yeşil dağ, dağlar ile çevrilmiş
“Ergenekon” denir idi bu yurda;
Kaldılar üç, dört yüz sene burada.
Çoğaldılar geyikler de üredi...
Türk’ten sağlam, güçlü bir soy türedi!
“Bir gün bir kurt peyda oldu” bir çoban
Görüp bunu takip etti ardından.
- Taşmıştı yiğitlerin sevinci -
Bir delikten çıktı o kurt... Demirci,
Ocağı yaktı, örs işledi, uğraştı...
Ve en sonra genişçe bir yol açtı.
Türkler buradan kavuştular Turan'a!
Saldırdılar yine artık her yana...
Demirciye “Bozkurt” adı verildi;
Kaan oldu, altın taç giydirildi.
Kutlayın Türk erleri bu günü!
Bu gün Türk'ün en ulu bir düğünü.”(8).
Bu anlamlı şiirin okunmasından sonra alkışlar arasında yine Mekteb-i Sultanî öğrencilerinden Çankırı icra memurunun oğlu olan Emin Efendi günün önemini belirten bir konuşma yapmıştır.
“Mazisini yaşatan milletler hakikatte hallerini, istikballerini, daha doğrusu kendilerini yaşatırlar. Kâinat-ı beşeriyenin daimü’t-tahavvül olan haritasını iki bin sene süngüsüyle çizmiş ve işaret eylemiş olan kavmimiz her günü yeni bir bayram yapacak hadisât-ı kahramanâne ile geçen tarih-i perîşânında daha bazı esbabdan dolayı arkasına bakamamış, sonraları da mahsud-ı kâinat olan yorgun vücuduna indirilen darbât ile bu hal mâzi-i muhibbine bir hâil teşkil eylemiş idi. Zaferleri pazusuna râm eden Türkler esasen her hususta pek kahramanca hareket ederek ilmen, fikren, cihâden neye zaferyâb olmuşlar ise kâffesini berâ-yı şân ve şöhret değil, esasen kahramanca ve insanca olduğu için yaptıklarından başkalarına mal etmekte hiçbir şey düşünmemişlerdi.
Tarih Farâbî’ye; cihan faziletinin bir vergisi mesabesinde olarak mülûk tarafından yapılan ikramlara iltifat eylememesini perhizkârlığına değil, ancak Türk olmasına veriyor. Bu asır menkubiyetinde de aynı necâbeti bulmak ve görmek güç değildir. İşte bu haslet-i necîbesidir ki Turan iklimine doğan İslâmın kâffeten fedaisi olmalarına bâdi oldu. Acaba bu de’b-i asîli hilafına mı hareket ediyoruz?
Türk’ün arkasına bakması iştihâ-yı hududunu ve zafer-i hevâhisini tatmin için değil, belki pek yıpranan varlığına, ecdadının hayat-ı evvelinden ibret ve metanet istâre eylemesi içindir. Yaşattığımız günde ecdadımız tıpkı bizim bu günkü bulunduğumuz bir intihatât-ı ye’s uçurumundan, asırlarca süren devr-i nîkbete rağmen kurtulmuşlardı... Biz bu hadise-i millîyeden, Türkün nakâbil fena bir kuvve-i nâmiyeye malik olduğunu, asırlarca sürse de hiçbir felaketin kendilerini ifnâ edemeyeceğini istintac ederek azmimizi, itikad-ı millîmizi takviye ve tenbiye ediyoruz. Dini mübînin nigehbân-ı müebbedi olacak bir vücud-ı metîne bizi sahip eyleyen Tanrı’ya bu vesile ile de şükürler eyliyoruz.
Türk, hayat-ı milliyesinin cihan kadar büyük olan bir gününü yaşatmak müslümanlar için vicdanî bir vecîbedir. Çünkü Türkün, bütün şüûn-ı azîme-i mücahedânesi bu günden ibtidâ eyler, Türkün kederli günlerinde doğan ve demir pençeleriyle zamanlarını mazinin metin ve heybetli halkalarına rabtedecek olan nesl-i kerîm size milletin dünya kadar eski ve tarihi, bu günü hatırlatıyor, size i’câzkâr bir terbiye verecek, mey’us gönüllerinizde Altaylar kadar yüksek atme’an ve ümid halkedecektir. Nesl-i kerîminizin tufanları, tuğyanları, isyanları bütün tabii ve siyasî dahiyât ve hadisâtı yenecek feyyaz bir kuvveti sizin ergin vücudunuzda vedîa olduğunu bir iman-ı kahramanâne ile inkâd eyleyiniz. Yaşayacaksınız, ancak şunu unutmayınız ki; milletlerin necâbeti, İslamın galebe ve saadeti için yaşayacaksınız...”(9).
Emin Efendinin bu konuşmasını müteakip kürsüden çekilmesinden sonra Mekteb-i Sultanî on birinci sınıf öğrencilerinden İstinaf Reisi Hami Beyin oğlu söz alarak “Dedelerimizin sevinçli günlerinden birisini yaşatmak için bayram yapıldığını ve Türklüğün yükselmesi..” hakkında bir giriş konuşmasından sonra aşağıdaki şiirini okumuştur.
(Türklere)
Sen! Ey Milletim;
Yanar dağlar gibi vakur ve heybetli iken bir vakit
Senin eteklerini öpen,
Ayaklarının altında can veren,
Bu günkü düşmanların Bulgar, Sırp, Yunan,
Seni mahvetmek istiyorlar; kendini kolla dikkat et!
***
Sen! Ey Milletim;
Dünyanın en büyük hakimi iken bir zaman,
Önünde serfer ve berde-i ta’zim olan Avrupa,
Bütün şimdiki düşmanların, Fransa, Rusya, Roma,
Seni öldürmek istiyorlar, kendini gözet ve uyan!
***
Sen! Ey Milletim;
Müdebdeb, perişan bir tarihe maliksin bu gün,
Lâkin yalnız bir tarih.. onlar hep mazi olup geçmiş.
Eğer onları ihyâ etmek istersen tekrar çalış!
Halde çalışmaz isen,
İstikbâlde ölüm bulursun, yalnız ölüm!...”
Konuşma ve şiirlerin okunmasından sonra Ergenekon Bayramı kutlamalarının sportif faaliyetler ve resmi geçit kısmına geçilmiş olup Köroğlu gazetesinde etkinlikler şu şekilde ifade edilmektedir.
“Bu kere müderrisinden faziletli Hoca Mehmed Efendi tarafından milletin teâlisi, Hükümet-i Osmaniye’nin beka ve selâmeti ve padişahımız efendimiz hazretlerinin ezdiya-yı ömür ve âfiyeti hakkında bir dua irâd olunmuş ve feyfere ve trampetlerin verdiği işaretle üç defa (Padişahım çok yaşa!) dua-yı vacib’ül edâsı yah-ı ve tekrar kılınmıştır. Bunun üzerine mekteb efendileri millî neşîdeleri ve efrad da fülütleri terennüm ederek Güç azasıyla meân muntazam bir taburun geçit resmini temsil eder bir yürüyüşle sâfiste-i temaşâ eden zevat ve ahali önünden mürûr edilmiş ve bu suretle şehrin yarım saat haricine Kengırı (Çankırı)’ya giden şose takip edilerek dilnişîn bir çayıra –dinlenmek ve idman üzere- bir saat mola verilmiştir. Bu bir saat zarfında efendiler “kale alması” oyunları tertib ederek, şen ve şatır oynamışlar ve bu günün hatırası olmak üzere bir iki grup fotoğrafı da almışlardır. Şu menazır ve askerin talebe ile esnâ-yı yeknesak kâh borazan ve kâh fülüt sedaları ruhlar üzerinde şen ve muharrik bırakıyordu.”
Dönemin Kastamonu Valisi bulunan Reşit Paşa, bu günün bayramından, bu millî tezahürâttan çok fazla memnun olarak törenin yapıldığı günün akşam üzeri Jandarma Alay Komutanı İzzet Bey ile Binbaşı Cemal Beyleri Türk Gücü Derneği’ne göndermiş ve bu yolla Türk Gücü üyelerini tebrik etmiştir. Reşit Paşanın “Ekber-i encümîn işleri ile bu gün fazla iştigalim olmasa idi bizzat gidecektim” sözlerine karşılık Türk Gücü üyeleri adına Güç Kâtibi tarafından teşekkürü, arza gelen heyete bildirilmiştir(10).
Kastamonu’da 1915 yılı Nevruz törenleri yine “Ergenekon Bayramı” adı altında yapılmış olup törenlerle ilgili bilgileri Kastamonu basınında bulabilmekteyiz. Bu törenlerin yine Türk Gücü Derneği tarafından organize edildiği ve yerel basında “Yarın Ergenekon Günümüz”(11) ve “Kastamonu’da Ergenekon Bayramı”(12) manşetleriyle yer aldığı görülmektedir. Köroğlu gazetesinde Nevruz etkinlikleri haber olarak verilmiş olup, 1914 yılı kutlamalarına kıyasla konuşma ve şiirlerle ilgili metinler yayınlanmamıştır. 1915 yılı Nevruz törenleri söz konusu gazetede şu şekilde belirtilmektedir
“Her milletin bir takım ananâtı vardır ki o vekayi’in sene-i devriyelerini milletler pek parlak surette karşılarlar. Büyük bayramlar yaparlar. Bunlar birer vesile-i tecemmü’, vesile-i istinâs ve muhabbet olmak dolayısıyla ahvâl-i ictimâ’iye üzerinde güzel tesirler bırakmaktan da hâli kalmaz. Martın yirmi yedinci Cuma günü Türklerin pek eski olan bayramına müsâdif olmakla Kastamonu Mektebleri o günü şenlendirdiler, yaşadılar, yaşattılar.
Cuma günü sabahleyin Türk Gücü Dairesi ve İttihad ve Terakki Kulübü bayraklarla tezyin edilmiş idi. Ziver-i berây-ı tebrikât kulübe geliyor ve Güç Heyet-i İdaresi tarafından kabul olunuyordu. Saat dörde gelince Türk Gücü heyeti, Sultanî Mektebine geldiler. Türk Gücü’nün ve mektebin nişan tüfekleri talebeye tevzî edildi. Türk Gücü tarafından tutulmuş olan davul ve zurna etrafı çınlatıyordu. Nihayet Askerî Muzıkası geldi, Sultanî, Mektebi talebesinin ellerinde bayraklar, önde mızıka ve davul olduğu halde bütün cemaat ve büyük bir alay ile mektebden çıkıldı. Bütün halk mektebin önünde toplanmış ve büyük bir kalabalık halini almıştı. Mekteb-i Sultanî heyet-i talimiyesi ve Türk Gücü heyeti ile beraber mevkib hareket etmiş ve sokaklar muzıkanın ve davulun terennümâtıyla çınlamıştı. Mektebden hareketle Uzun Sokak ve Safalan tarikiyle hastaneler önünden geçilerek şehrin bir, bir buçuk saat ba’de mesafesindeki Beypınarı tarafına çıkıldı. Yolda bir iki mola yapılarak bahçelerin birinde oturuldu. Güreşler, oyunlar tertib edildi. Nişan tüfekleriyle nişanlar atıldı. Pek güzel bir âlem yapıldı. Saat dokuza gelmişti. Oradan da şehre avdet edildi, yine ber sabık muzıka ve davul çalıyordu. Bu defa kışla önü tarikiyle şehre yürüyorlardı. Kışla önünde bir müddet tevkif ve talebe tarafından “futbol” oyunları icra edildi. Akşamüzeri alâ-yı valâ ile şehre girildi.
Halk hınca hınç sokaklara dökülmüş, istikbâlin kahramanlarını istikbâl ediyorlardı. Muntazam bir meşy ile askerî talimleriyle kışla önünden, çay boyundan Türk Gücü ve İttihad ve Terakki Kulübü önünden, Yeni Çarşı’dan mektebe avdetle merasime hitam verildi. Sultanî efendilerin gösterdikleri asâr-ı intizam göze çarpıyordu. Mevkibde yalnız bir noksan hissolunuyor, nazarlar Darülmuallimîn talebesini de bir arada görmek istiyordu. Halbuki Darülmuallimîn talebesi erkenden ve yalnızca şehrin diğer bir mesiresi olan Hacı İbrahim Dağına gitmişlerdi.”
Dikkati çeken bir husus, ülkenin içinde bulunduğu şartlar göz önüne alınarak, Köroğlu gazetesinde yer alan bayram ile ilgili yorumda Osmanlı Devleti’nin o günlerdeki durumu ikinci Ergenekon olarak görülmektedir. Söz konusu yazıda; “Ergenekon’un ne demek olduğu kısm-ı mahsusamızda izah edilmiştir. Bu vâkıa efsane gibi görünüyorsa da böyle şeyler büsbütün asılsız olmayıp mübalâğasından sarf-ı nazar edildiği halde bir manâ-yı hakikat kendisinde mündemic olduğu anlaşılır. Mesela bu günde bile (Ergenekon) içinde bulunduğumuzu farz edemez miyiz? Her tarafımız harb içinde bulunuyor, demir çemberlerle tazyik ediliyoruz. İnşallah galibiyetle şu çemberi de kıracak ve bundan da halâs olacağız. Ecdadımızın bundan kim bilir kaç bin sene evvelki kurtuluşu gibi kurtulacak ve kemal-i izzet ve refah ile yeni güne dahil olacağız.”
Yine Köroğlu gazetesinin aynı sayısında(13) okuyucuları bilgilendirmek amacıyla “Ergenekon Nedir?”(14) başlıklı yazıda Ergenekon menkıbesi anlatılmaktadır. Köroğlu gazetesi şairlerinden Tahir Karauğuz ise, günün önemine ait yazdığı “Ergenekon Bayramı ve İkinci Büyük Ergenekon” adlı şiirini “Kızıl Elma Şâir-i Muhteremine” diyerek Ziya Gökalp’e ithaf etmektedir:
Ergenekon Bayramı ve İkinci Büyük Ergenekon
Nice yıldan beri Türk’ün
Üzerine doğmadı gün,
Ona matem ile düğün,
Dünya Türk’e zindan idi.
***
Erdi kâfir dileğine,
“Ergenekon oldu yine”
Türk’ün demir bileğine
Hançer vuran düşman idi.
***
Gözlerimiz kapanıktı,
Türk uyur, el uyanıktı...
Ah! Bağrımız pek yanıktı,
Türk’ün evlâdı nalân idi.
***
Zulm ordusu geldi, çatdı,
Altın yurda el uzatdı,
Türk kalbine zehir katdı...
Düşmanımız cihan idi.
***
Kaplamıştı İslâm’ı yas,
Gitti elden Kırım, Kafkas,
Mısır, Tunus, Cezayir, Fas...
Parçalanan İran idi.
***
Şen yurtlarda o güllerden,
Öten nazlı bülbüllerden,
Nişan yok, mor sümbüllerden...
“Büyük Turan” viran idi.
***
Ne dertliymiş Türk’ün başı,
Dinmiyordu hiç göz yaşı,
Rumeli’nin dağı, taşı...
Kan içinde püryan idi.
***
“Zulm ve vahşet” boğdu bizi,
Rumeli’nden koğdu bizi...
Acep nerde “Kurd”’un izi?
Onu gören çoban idi.
***
“Yurd girince yâd eline”
“Ergenekon oldu yine”
Ah! Nerede “Börteçine”,
O, şanlı bir arslan idi.
***
Türk yurdunu, Türk soyunu,
Kurtarmıştı bir oyunu,
Cihangîrlik, Onun sonu...
Büyük “Cengiz” Kaan idi.
***
Ah! Nerede o zamanlar?
O “Bozkurt”lar, “Oğuz Han”lar
Arslan canlı kahramanlar,
Çektiğimiz hüsran idi.
27 Mart 1331
Dipnotlar
1.Yusuf Sarınay, “Türk Ergenekon Bayramı Nevruz”, (Derleyen: H. Vedat Demirtaş), Nevruz, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1998, s.65.
2. Abdulhalûk M. Çay, Nevruz Türk Ergenekon Bayramı, Tamga Yayıncılık, Ankara, 1999, s.285.
3. Saim Sakaoğlu, “Konya’da 1918 Yılı Ergenekon Bayramı”, Türk Kültüründe Nevruz Birinci Uluslararası Bilgi Şöleni (Sempozyum) Bildirileri (Ankara, 20-22 Mart 1995), Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 1995, s.89-90.
4. İttihat ve Terakki Türkçü ve Milliyetçi aksiyon programı gereğince 1913 yılından itibaren iktidar partisi sıfatıyla sosyal, iktisadî ve hukukî sahalarda faaliyetler için organlar teşkiline önem vermiştir. Türk unsurunun millî şuura sahip olması amacıyla1913 yılından itibaren bu fikirleri tatbike başlamıştır. T. Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasî Partiler 1859-1952, İstanbul, 1952, s.201-202.
5. “Millî Bir Bayram”, Köroğlu, Yıl:6, Nu:254, (2 Nisan 1330), s.1.
6. Türk Ocakları’nın fiili olarak yürüttüğü faaliyetlerden birisi de bünyesinde çeşitli dernekler kurması yanında, kurulmuş olanlarla işbirliği yapmasıdır. Türk Gücü Derneği de, Köycüler Cemiyeti ve Türk Bilgi Derneği gibi bunlar içerisinde kurulmuştur. Farklı olarak, Türk Ocağına yirmi yaşını bitirenler üye olabildiği için daha genç yaştakiler için kurulmuştur. Merkezi İstanbul olmak üzere 14 Mart 1913 tarihinde kurulan Türk Gücü Derneği, Kastamonu dahil 26 şube açmıştır. Bkz, Yusuf Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihî Gelişimi ve Türk Ocakları 1912-1931, İstanbul, 1994, s.154-157. Türk Milletinin bedenen ve fikren yetişmesini amaç edinmiş, bu amaçlar doğrultusunda beden terbiyesi, hıfzı sıhha, sportif ve sosyal alanlarda faaliyet gösteren millî bir kuruluş olan Derneğin Kastamonu Şubesi 5 Aralık 1913 tarihinde açılmıştır. Köroğlu, Yıl:5, Nu:235, (20 Teşrin-i sani 1329), s.3 ve ayrıca Türk Gücü Umûmi Nizamnâmesi için bkz, Köroğlu, Yıl:5, Nu:236, (27 Teşrin-i sani 1329), s.3-4.
7. Tahir Karauğuz, 1898 yılında Safranbolu’da doğmuştur. Kastamonu Lisesini bitirerek 1913 yılından itibaren Köroğlu gazetesinde şiirler yazmıştır. Öğrencilik yıllarında, Kastamonu Türk Gücü Derneğine ilk üye olanlardan birisidir. Nahiye Müdürlüğünün yanı sıra Zonguldak’ta bir matbaa kurarak Doğu isimli gazete ve dergiyi çıkarmış olup, Türk Büyükleri Anma Cemiyeti Başkanlığı da yapmıştır. Aziz Demircioğlu, 100 Yıllık Kastamonu Basınında Kim Kimdir?, Doğrusöz Matbaası, Kastamonu, 1980, s.59.
8. Köroğlu ; Yıl:6 ; Nu:254 ; (2 Nisan 1330) , s.2
11. “Yarın Ergenekon Günümüz”, Köroğlu, Yıl:7, Nu:305, (26 Mart 1331).
12. “Kastamonu’da Ergenekon Bayramı”, Köroğlu, Yıl:7, Nu:306, (2 Nisan 1331).
13. “Kastamonu’da Ergenekon Bayramı”, Köroğlu, Yıl:7, Nu:306, (2 Nisan 1331), s.1-2.
14. “Ergenekon Nedir?” başlıklı bu yazı, Türk Tarihi adlı eserden alıntı yapılarak hazırlanmıştır.
YORUM (0) YORUM YAZ! Arkadaşına Gönder!
0 Yorum Yazılmıştır
<